KIZILÖREN KASABASI HAKKINDA GENEL
BİLGİLER
Sayfada yazı çok olduğu için yüklenmesi zaman alabilir
!
ÖNSÖZ
Tarih
boyunca Anadolu kültürü, bütün yerleşim birimlerinde bir bütünlük içinde
farklı farklı gelişme göstermiştir. Her yerleşim yerinin dogal, toplumsal,
ekonomik, folklörik v.b. özellikleri o yerin sosyo-kültürel yapısını
şekilendirmiştir. Kısaca Kültür diye tarif ettigimiz bu yapının içine; O yerin
tarihi, cografyasi, halk edebiyatını oluşturan (dil, agiz, şive, şiir, mani,
inançlar, yöresel kelimeler, deyimler, atasözleri, dualar, beddualar... vs.)
ürünler, etnografik yapı, evlenme ve dügün adetleri ve diger toplumsal yaşamı
oluşturan gelenek ve görenekler girmektedir. Bütün bu sosyo-kültürel
özelliklerin canlı bir şekilde yaşandıgı ve sürekli gelişme, degişme
gösterdigi yerleşim alanlarımızın başında, köy ve kasabalarımız gelmektedir En
küçük idari birimlerimiz olan köy ve kasabalarımızın kültürel özellikleri,
Anadolu kültür bütünlügünün bir parçasını ve temel taşını oluşturmaktadır.
Bütün bunları dikkate alarak ben de, tarihi geçmişi çok eskilere dayanan,
coğrafi özellikleri farklılık gösteren, köklü bir kültür mirasına sahib olan
Kızılören Kasabasının, tüm yönlerini ele almaya çalıştık. Uzun bir araştırmaya
dayanan, böyle bir tez çalışması tarihi ve kültürel bir yerleşim merkezinin
tananmasına vesile olacaktır. Aynı zamanda bu tip çalışmaların, Anadolu köy
kültürünün bir parcasının gün yüzüne çıkmasında çok büyük katkıları olacaktır.
I. BÖLÜM: KIZILÖREN KASABASININ
TARİHİ, COĞRAFİ VE İDARİ YAPISI
A. KIZILÖREN KASABASININ TARIHÇESI
Kızılören
Kasabası, Kayseri ilinin, İncesu ilçesine bağlı bir yerleşim yeridir.
Kuzeydoğusunda Kayseri, batısında İncesu ilçesi, doğusunda Erciyes Dağı,
güneyinde Sürtme ve Şeyhşaban köyleri bulunmaktadır.
Kızılören
İsminin Kökeni:
Kasabanın
ilk ismi Kızılören değildir. Mahalin topraklarının kırmızıya yakın olmasından
dolayı, ilk ismi KIZILKÖŞK olarak anılmıştır. Daha sonraları, ilk yerleşim
alanları olan mağaralar, bir takım dış etkenler nedeniyle yıkılmaya
başlamıştır. Yerleşim alanlarının tahrip olup dağılmasıyla yöreye KIZIL-VİRAN
adı verilmiştir. Bu ad Osmanıl Devleti döneminde de kullanılmıştır. Arazisinin
kıraç, verimsiz, taşlı, örenli olması nedeniyle köy, son ismini almıştır.
KIZILÖREN ismi 1960 yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır.
Kızılören’in Tarihi Yerleşimi ve Yeri:
Kızılören’in ilk yerleşim yerinin neresi olduğu hakkında resmi bir
kayıt yoktur. Fakat, gerek isminin kökenini, gerekse kuruluş yerini dikkate
alırsak, kasabanın mazisinin çok eskilere dayandığı sonucuna varmamız
mümkündür. Aynı zamanda ören yerlerin fazla olması, bu alanlarda bir takım
buluntuların (çanak, çömlek, altın v.b) ortaya çıkması, Kızılören hakkındaki
tezimizi kuvvetlendirmektedir.
Buna bağlı
olarak beldenin tarihi yerleşiminin eskiliğini daha geniş çerçevede ele
alabiliriz. Dokuz Pınar’dan, güneydeki Şeyh Şaban Köyüne kadar olan Erciyes
Dağının eteklerinde, 26 ayrı yerde ören yerleri tesbit edilmiştir Bu durum
özellikle Kızılören ve Sürtme köylerinde M.Ö. yy.’da da insan yerleşiminin
bulunabileceğine kanıt olarak gösterilebilir. Şimdi Kiziliören ve çevresindeki
ören yerlerinden birkaç örnek verelim. Kizilören’in batisinda bulunan, Bogaz
Çardak mevkiindeki Ölmezli ören yerini, kasaba yerleşim alanindaki karacaören
mevkiini ve yukari camii çevresindeki “Satenin başi” olarak bilinen yeri, ilk
yerleşim alanlari olarak gösterebiliriz. Buralarda çok eski yikintilar,
duvarlar, ören yerler bulunmaktadir. Ayrica halk arasindan birisinin, Hitit
dönemine ait (M.Ö.. 2. bin yil ) bir aslan kabartma, heykelini bulmuş olmasi,
Kizilören’in yerleşim alani ve çevresinin hayli eskilere dayandiginin somut
bir delili durumundadir. Köyün nasil kuruldugu hakkindaki rivayeti ise şu
şekilde açiklayabiliriz:
Rivayete
göre, köyün asıl yeri şimdi bulunduğu mekan değildir. İlk önce şu an bağlı
bulunduğu İncesu ilçesinden ilerde bir yerde kurulan köy, bir baskına
uğradıktan sonra yer değiştirmiştir. Ve iki üç kişi bugünkü yerleşim alanına
kaçmışlardır. Daha sonra civar köylerden kaçıp gelen insanlar da buraya
yerleşmişlerdir. İlk zamanlar mağaralara, ıssız yerlere, örenlere yerleşenler,
bir süre sonra köyü kurmuşlardır. Halk arasında buna benzer kuruluş
rivayetleri çok olsa da resmi kayıta dayanmadığı için dikkate alamıyoruz.
Selçuklu
Devleti Döneminde Kılızören:
Kızılören’in köy olarak kuruluşu, kesin olarak Selçuklu Devleti
dönemine rastlamaktadır. (1075-1308) Bu dönemde Kızılören hakkındaki ilk resmi
bilgileri, elimizdeki Arapça metinli belgeyi esas alarak vermeye
çalışalım.
Bu Arapça
metnin tercümesinden anlaşilacagi üzere, belge bir vakfiyye örnegidir. Örnek
vakfiyye (H. 644 - M. 1246 - 1247) tarihlerinde Anadolu Selçuklu Devleti
döneminde yazilmiştir. Kaynagin içerigine geçmeden önce vakfiyyenin tanimina
bir göz atalim. Vakfiyye, bir köyün, arazinin, vb. bir yerin vakif oldugunu
belirten, belli kurallar dahilinde yazilan senet demektir. Vakif arazisi ise
toprak geliri hayir kurumlarina (cami, medrese, hastane vb), kale
komutanlarina ve askerlere bagişlanan arazi demektir.
Şimdi, bu
vakfiyye belgesindeki Kizilören’le ilgili kismi aynen aktararak, Selçuklu
devleti döneminde köyün kuruluşunu açiklayalim.
“İş bu
vakfiyyeyi sahih ve şer’i esaslar dahilinde aleme alan Hafız Muhammed’in
arzusu, sevabına nail olmaktır. Bu vakfiyyenin doğruluğuna şahitlik edenler:
Şeyh Ali, Bay Mahmut El-Seyyid Muhammed oğlu Sefer, Kayseri’de Kadı Ahmet oğlu
Muhammed ve bunun oğlu, ... Senedin yazılması sırasında hazır bulunan
Kayseri’de Kadı Muzaffer.
Büyük Emir,
adil Sultan ve Allah’ın inayetine mazhar olmuş şahların Şahı, Arap ve Acem
sultanlarının Sultanı Mevlana Muammed Abdülkadir Ceylani babası, Şeyh
Muhittin’in oğlu Abdülaziz oğlu, Ahmed oğlu, Emir Taç oğlu Tacettin
tarafından, Allah’ın büyük lütfuna mazhar olması için, Kayseri yakınında
duvarı (adı) Kızılköşk adıyla maruf bütün arazisini, Erciyes dağından akıp
Hisarçık Köyü ve buradan da Karagök köyünden geçip Kızılköşk mevkiine gelen su
bendini, her Cuma gününde, Pazar ve pazartesi günlerine ait hisseleri olmak
üzere Muhammed Abdulkadır el-Ceylaniye vakfedilmiştir.
Bu zatın
vefatında cocuklarına ve torunlarına, sülalesine şamil, kız erkek tefrik
edilmeksizin tasarruf hakkı tanınmıştır. İş bu vakfın sahih ve şer’an tesisine
alimlerce cevaz verildiğinden tescili mer’i usul ve esaslar dahilinde
yapılmıştır. Mülküyete cevrilmesi hükmen ve şer’an mümkün görülmemektedir.
İş bu
vakfiyye, hicri 644/M. 1246 yılının Cemazüyülahir ayı ortalarında yazılmıştır.
İş bu vakfiyyenin muhteviyatının doğruluğuna şahitlik edenler: Mevlana
Celaleddin el - Rumi, Mevlana Burhanettin, Ahmed el-Seyyid Ebuh oğlu Muhammed
ve bir çok hatırı sayılır büyük zat “...
Bu
açıklamalara dayanarak, köyün kuruluşu hakkında bazı bilgiler verebiliriz.
Kızılören
bir köy olarak H. 644/M. 1246 - 1247 yıllarında resmen kurulmuştur.
Kurulduğunda ismi Kızılköşk olarak anılmaktaydı. Kızılören’in toprakları,
Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, Abdulkadir el-Ceylaniye vakfedilmiş olup,
haftada iki gün Erciyes’ten gelen sudan faydalanma hakkını elde etmiştir.
Bu
bilgilere rağmen, bu dönemde yörede aşiretlerin mi yoksa cemaatlerin mi
yaşadığı hususunda bir malumata rastlayamıyoruz. Fakat, İncesu ilçesine
yerleşen ve kuruluşunda etkili olan aşiretlerden birkaçı, önce Kızıl-virana
yerleşmişlerdir. Mesala İncesu’ya yerleşen aşiretlerden biri de Çakmak veya
Çakmaklı aşiretidir. Anadolu’ya gelen bu aşiretin bir kolu İncesu’ya gelerek,
önce Erciyes dağı ve Kızıl-viran beldesinde bir süre yaşamıştır. Daha sonra
İncesu’ya yerleşmiştir. Bu aşiretin Mısır’a giden bir kolu orada çok büyük
makamlara erişmiştir. Faruk Sümer, Oğuzlar adlı eserinin 279. sahifesinde
Mısır Sultanı Çakmaktan bahsetmektedir.
Günümüzde
Kızılören’de Selçuklu Devleti dönemine ait herhangi bir tarihi yapı
bulunmamaktadır. Fakat, evliyalar yatağı olarak bilinen İncesu ilçesindeki
yatırların üç - beş tanesi de Kızılören sınırları içerisindedir. Bu yatırlar
Selçuklu dönemine aittir. Ve hakkındaki rivayetler de bu döneme
rastlamaktadır. Bu cümleden haraketle Gök dağındaki Şeyh Kumalı (1200 - 1250)
ve mahalin doğusunda bulunan Şeyh Şaban köyündeki Emir Çoban türbesini örnek
gösterebiliriz. Kızılören’in doğusundaki Göl dağında bulunan Şeyh Kumalı
türbesi ve ona ait rivayetlere ilerde deyinilecektir. Şeyh Şaban köyündeki
Emir Çoban türbesi, şimdi Evliya dağı olarak bilinen tepenin başında
bulunmaktadır. Selçuklu dönemine ait olan türbenin kapısında bir kitabe
bulunmaktadır. Kitabeye göre kabir, 1266 yılında yaptırılmıştır. İçinde yatan
zatın kim olduğu bilinmemektedir Sözünü ettiğimiz türbenin yapıldığı yerin
Kızılören’e yakınlığı ve içinde yatan büyük alimin kim olduğu Kızılören’i
yakından ilgilendirmektedir.
Osmanlı
Devleti Döneminde Kızılören:
Osmanlı
devletinin kuruluş ve gelişme dönemlerinde (1500’lü yıllara gelinceye kadar)
Kızılören hakkında bir bilgiye rastlayamıyoruz. Fakat Selçuklu döneminde
kurulan köy, bu dönemde Kızıl-viran adıyla gelişme göstermektedir.
Osmanlı
devleti döneminde Kızılören’in durumunu 16.yy başlarında Kayseri ile ilgili
bir kaynaktan öğrenmekteyiz.
16. y.y.
başlarinda (1500’lü yillar) Osmanli Devleti en ihtişamli dönemini yaşarken,
Kayseri vilayeti de önemli bir ticari ve kültürel şehir olarak gelişmekteydi.
Kayseri bu dönemde Osmanli idari teşkilatina göre, merkeze bagli sekiz
nahiyeden oluşmaktaydi. Bir köy olarak adi geçen Kizil-viran da bu
nahiyelerden ikisinin sınırları içerisinde bulunmaktaydı. Nahiye, köylerin
biraraya gelmesiyle oluşmuş idari bir birimdir. Bu dönemde Kızıl-viran,
Kayseri’ye bağlı Malya ve Karataş nahiyeleri sınırlarına dahildir.
Bugün aynı
ismi taşıyan bir nahiye ve yerleşim birimi yoktur. Malya nahiyesi Erciyes
dağının güneyinde olup, bugünkü Tomarza ilçesi ve civarındaki yerleşim
birimlerini kapsamaktaydı. Malya nahiyesi 16. yy’da pek çok konar göçer
cemaatin meskun olduğu bir yerleşim birimidir. 1500 - 1520 tarihleri arasında
Malya nahiyesinde 31 cemaat bulunmakta olup, bunlardan ikisi Kızıl-viran
mezraasında yaşamaktaydı.
1500
tarihli tahrir defterinde Karahisar (Yeşilhisar) ilçesinde meskun oldugu
kaydedilen cemaat, 1520 tarihinde Malya nahiyesine tabi olarak kaydedilmiştir.
Seydi Hacilu cemati günümüzde bulunmayan ya da adi degişen birkaç mevkii ile
Kizil - viran mezraasinda yaşamaktaydi. Bu tarihlerde 35 hane, 20 mücerret
(bekar) nüfustan ibaret olan cemaatin vergi hasili ise, 1500’de 1.590 akçeydi.
Cemaat 1520’de 6.110 akçe vergi vermiştir. Kizil - viran’in ise vergi hasili
1440 akçeydi.
b) Mehmed
ve Teberrük Hacılu ve Sarı Danişmendli Cemati:
Bu cemaat
Seydi Hacılu cemaati ile birlikte Çayır - keven kışlağı ile Bozca ve
Kızıl-viran mezraalarında meskun bulunuyordu. Geliri sancak beyi hassı olarak
kaydedilen cemaat, 1500’de 69 hane, 20 mücerret (bekar), 1 imam ve 1 biruni
nüfustan ibaretti. Ziraat ve hayvancılıkla uğraşan cemaat mensublarından
alınan vergi hasılı, 6610 akçeydi. Bu cemaat Mamalu aşiretine bağlıydı. Maya
nahiyesine bağlı olupta Kızıl - viranı yaylak olarak kullanan bu iki cemaat,
tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktaydı ve gelirlerine göre devlete, akçe
hesabından yukarıdaki miktarlarda vergi vermekteydiler.
Günümüzde
bu isimde bir nahiye mevcut değildir. Karataş Nahiyesi, yörük cemaatlerin
meskun olduğu nahiyelerden birisidir. Burada yaşayan cemaatlerde Malya
nahiyesinde olduğu gibi Dulkadirlilere mensup aşiretlerdendir. Karataş
nahiyesi bugünkü İncesu ilçesi ve çevresindeki bölgeyi içine almaktaydı.
Karataş nahiyesine mensup olup da Kızıl-viran’da kışlayan cemaatler ise
şunlardır:
Nahiyeye
ismini veren bu cemaatin dier adı Bezircilü cemaatidir. 1500 tarihli defterde
Yahyalı cemaatiyle beraber yazılmıştır. 1500’de 89 hane, 20 mücerred (Bekar),
1 imam nüfusa sahip olan cemaat; Kızıl-viran, Şurunca, Hamalu mezraalarında
kışlamakta olup, aynı zamanda buraları ekinlik olarak kullanmaktaydılar.
Ziraatçilik yanında hayvancılıkla da uğraşmaktaydılar. Cemaat mensuplarından
alınan vergi hasılı ise, 1500 yılında 5512 akçeydi.
b) Evlad-ı
Cumalılar Cemaati
Bu cemaat
Kızıl-viran ve Kara-kilisa mezraalarında yaşamaktaydı. 1520 tarihinde 17 hane
nüfusa sahip olan cemaatin vergi hasılı ise 1500 akçeydi.
c) Ayrıca
Kurataş nahiyesine bağlı olan Kana öküz cemaati Avşar mezraasinda; Omuzu Güçlü cemaati de Omuzu Güçlü mezraasında yaşamaktaydı.
Bu yerler, Kızılören sınırları içerisindeki yerleşim alanlarıdır.
16. y.y.
başlarinda (1500’lü yillar) Malya ve Karataş Nahiyesine bagli olan bu
cemaatleri barindiran Kizil-viran köyü, Incesu ilçesinden çok önce Osmanli
tapu tahrir defterlerinde kayitli bulunmaktaydi.
Osmanlı
tapu, tahrir defterlerinde kayıtlı bulunmaktaydı.
Kızıl-viran’ı yaylak ve kışlak olarak kullanan bu cemaatlerin bu
dönemdeki toplam nüfusları ise şöyledir.
Cemaatlerin
toplam hane ( aile) sayısı: 210, mücerret (bekar) olanlar 40 kişi; hane ve
bekar olanların toplamı ise, ortalama 1100 kişiydi.
Kızıl-viran
topraklarında bu dönemde tarım ve hayvancılık yapılmaktaydı. Köylüler gelir
miktarlarına göre yukarıda zikrettiğimiz vergi hasıllarını ödüyorlardı. Bu
vergi çeşitleri şunlardır:
a) Çift
resmi : Bu vergi ziraatle uğraşanlardan ve iki öküzle sürülen çiftliklerden
alınmaktaydı. Çift vergisi 1520 tarihlerinde 57 akçeydi.
b) Nim
çift: (= Yarım çift) Bu da yarım çiftlik yerlerden alınmaktaydı. 27 akçe
olarak alınırdı.
c) Adet-i
ağnam vergisi: Hayvanlardan, sayılarına göre alınan vergidir. Vergilerin
miktarı aile veya bekarlık durumuna göre değişmekteydi.
Bu yüzyılda
Kızıl-viran’da konar-göçer, yörük-türkmen müslüman nüfusun içinde hiç gayr-ı
müslim insan bulunmuyordu. Nüfusun tamamı müslümandı. Kızıl-viran’ın arazisi
bu dönemde Emir Mahmud Evladına Kızılköşk ismiyle vakıf arazisi olarak
bağışlanmıştı. Geliri 330 akçeydi.
Kızılören’in 17., 18. ve 19 yy ‘daki durumuna ait, elimizde herhangi
bir resmi belge bulunmadığı için, bu yüzyıllara ait bilgi veremiyoruz.
Cumhuriyet
Dönemi ve Günümüze Kadar Kızılören:
Köklü bir
geçmişe sahip olan Kizil-viran köyü, Cumhuriyet döneminde gelişimini
sürdürmüştür. Bu dönemde köy halkindan bazilarinin, Kurtuluş Savaşina
katildigini, büyüklerimiz söylemektedir. Köyün, Cumhuriyet döneminden günümüze
kadar ki seyrini, meydana gelen gelişmelerini kronolojik olarak şu şekilde
açiklayabiliriz.
Kızıl-viran
köyünü 1925’ten itibaren, halk arasından seçilen muhtarlar idare etmeye
başlamıştır. 1927’de ilk defa şapka giyilmeye başlanmiştir. 1932’de
Kızıl-viran köyüne ilk defa okul asılmıştır. 1942 yılında her yerde olduğu
gibi, Kızıl-viranda da büyük bir kıtlık yaşanmıştır. Bu kıtlık döneminde
köylüler çok sıkıntı çekmişlerdir. Öyle ki halk günlerce ekmek bulamamıştır.
1956’da
köye ilk defa su gelmiştir. 1954 yilinda Mustafa Türenin muhtarligi döneminde
başlayan su yolu açma çalişmalari, 1956 yilinda Mahmut Çoşkun’un muhtarligi
döneminde tamamlanmiştir. Su yolu açma çalişmalari ve gerekli malzeme toplama
işleri, imece usulüyle yapilmiştir. Yogun çabalar sonucu 1956 yilinda büyük
bir coşku ve şenlik içinde, halk suya kavuşmuştur. Su, ilk olarak köyün
dogusundaki çanak tepesinden fişkirmiştir. Suyun gelmesiyle halk büyük bir
şölen düzenlemiştir. Bu şöleni bizzat yaşayan bir dedemiz o günkü durumu şöyle
anlatmaktadir.
“ Köye
suyun gelişini kutlamak için, civardaki bütün köylere haber salindi. Gelen
davetliler 50 - 100 kadar atli birlikle, çoşkuyla karşilandi. 40 koyun, kurban
edilmek üzere hazirlandi. Son olarak da Kayseri’den 3 milletvekili, Kayseri
valisi, Kaymakam, Kayseri Belediyesi Başkani Osman Kavuncu köye gelerek
kutlama töreni başladi. Merasim ilk açilan okulun bahçesinde yapildi. Kesilen
kurbanlarla, kazanlarda yemekler pişirilerek halka ve davetlilere dagitildi.
Davullar, zurnalar çalinarak cirit oyunu oynandi.”
Köy adına
büyük bir gelişme olan suyun gelişini, muhtar Mahmut Coşkun’un gayretlerini,
dönemin başbakanı Adnan Menderes tebrik göndererek kutlamıştır. Suyun düzenli
bir şekilde akmasını sağlamak için 1956’da iki çeşme yaptırılmıştır. Kayseri
vilayeti tarafından yapılan çeşmelerin birisi köy meydanında, diğeri de Yukarı
Camii yanında bulunmaktadır.
1960
yılında Kızıl-viran ismi Kızıl-ören olarak değiştirilmiştir. 1963’de
Kızıl-viran köyü, belediyelik statüsü kazanmıştır. Ve bu tarihinden itibaren
seçilen Belediye Başkanı, Kasabayı idare etmeye başlamıştır. 1968 yılında PTT
kurularak, posta telefon hizmetleri verilmeye başlanmıştır. 1971’de
belediyenin öncülüğünde kasabaya elektrik gelmiştir. 1972’de ilk defa ortaokul
açılmıştır. 1980’de stabilize olan kasaba yolu, asfaltlanmışlardır. 1980’de
Tarım Kredi Kooperatifi kurulmuştur. 1988’de Parlaklar ailesi tarafından
Kızılören Parlaklar ilk öğretim okulu açıldı. 1988’de İstanbul’da
Kızılörenliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği kuruldu.
Kızılören
Kasabasının tarihi gelişimini dönemler halinde bu şekilde belirtmemiz
mümkündür. Şimdi de Kızılören kasabası kadar tarihi geçmişe sahip olmayan
İncesu ilçesi hakkında kısaca bilgi verelim.
İncesu
kurulmadan önce, Rumların buradaki nüfusu çok fazlaymıştı. Rum halkı,
İncesu’ya Türkmenlerin gelmesiyle beraber, 200 yıl dostluk ve barış içinde
yaşamışlardır. İstiklal savaşından sonra 1924 yılındaki değişim sonucu, Rum
halkı Yunanistana gönderilmiştir. Rum halkının İncesu’da halen evleri,
sokakları, kiliseleri bulunmaktadır. Türkler İncesu’ya 1300 - 1400 yılları
arasında yerleşmeye başlamıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın İncesu’ya
gelmesiyle İncesu köyü kurulmuştur. Kuruluş tarihi olarak, Paşanın yaptırdığı
kervansaray kitabesindeki H. 1081/ M. 1670 tarihi esas alınmaktadır. Eşkıya
yatağı olarak bilinen İncesu’da asayişi Kara Mustafa Paşa sağlamıştır. Paşa
kendi adıyla anılan kervansaray, Cami, han, hamam gibi tarihi eserleri
yaptırmıştır. İncesu 1901 yılında ilçe olmuştur.
B. KIZILÖREN’İN COĞRAFİ YAPISI
Kızılören,
Kayseri ili, İncesu ilçesine bağlı bir kasabadır. Kasaba İncesu’ya 14 km,
Kayseri’ye 50 km. uzaklıktadır. Doğusu Erciyes dağı ve bunun patlamasıyla
sıralanmış yüksek dağlar, batısı, İncesu ilçesi ve Çardak denen köyler,
güneybatısı, Sürtme ve Şeyhşaban köyleri ve kuzeyi, Karpuz sekisi. Avşar,
Sarıkürklü obaları ve Hacılar ilçesi ile çevrilidir. Şehir merkezlerine göre
konumu ise şöyledir. Kuzeydoğuda Kayseri, batıda İncesu, kuzeyde Hacılar
ilçesi, güneyde ise Develi ilçesi bulunmaktadır.
Kasabanın
Genel Fiziki Görünümü:
Erciyes’in
eteklerinde kurulan Kızılörenin, doğusu ve güneyi hayli yüksektir. Batı yönü
ise İncesu’ya kadar sürekli alçalma gösterir. Yerleşim alanı oldukça arızalı
ve engebelidir. Etrafı tepe ve dağlarla çevrilmiş kapalı bir havza görünümü
hakimdir.
Kızılören’in doğusu ve güneyi Kepez, Akbaş (Abaş)Yılbant, Çağsak
(Çevsek) Bozdağ ve Gökdağ ile çevrilmiştir. Volkanik Erciyes dağı ise engeride
güneydoğuda yükselmektedir.
Kızılören’in rakımı (deniz seviyesine göre yükseltisi) 1400 m
civarındadır. Dağların yükseltisi yer yer 2500 metreyi bulmaktadır.
Dağ
eteklerinde yerleşime elverişli yüksek yerler, yaylalar bulunmaktadır. Bozdağı
ve Gökdağı etrafındaki Armutluk, Kökez, Uyuz yuvası. Törenin yaylası ve
Sarıgöl yaylasını örnek gösterebiliriz.
Kasaba
içindeki bazı yerlerde sel sularıyla yarılmış vaziyette, vadi konumunda olan
yerlerdir. Yerleşim alanının doğusunda ve güneyinde bulunan Kara dere ve
Eriklinin dere, derin çukurluklar arasındadır. Kızılören’de herhangi bir
akarsu yoktur. Doğu taraflarda, Erciyes’e yakın bir yerde Sarıgöl
bulunmaktadır. Göl, etrafı dağlarla çevrili kapalı havza gölüdür. Kasabaya
uzaklığı 15 km’dir. Ayrıca küçük çaplı olan Ören gölü (Gölbaşı) ve Bahçecik
gölüde sınırlar içerisindedir.
Kasaba’da
klasik karasal iklim etkili bir şeklide görülür. Yazlari sicak ve kurak;
kişlari soguk, sert ve kar yagişli geçer. Kar 1-2 ay bazanda 3 ay erimeden
toprak üstünde kalir. Yaz aylarinda yagmur yagişi nadir görülür. Kizilören’in
iklim özelliklerini bazi sayisal degerlerle şu şekilde belirtebiliriz.
Yaz
maksimum (en fazla) sıcaklık : 38 OC
Yaz minumum
(en düşük) sicaklik : 5 OC
Kış
maksimum sıcaklık : 21 OC
Kış minumum
sıcaklık : -35OC
Yıllık
ortalama yağış oranı : 480 (mm)
Yıllık
ortalama yağmur oranı : 300 - 400 mm
Yılda en
fazla kar kalınlığı : 50,60 cm
Karın yerde
toplam kalış süresi : 2 - 3 ay
Karasal
iklime bağlı olarak ,bitki örtüsü bozkırdır. Ormanlık alan son derece azdır.
Sadece Gökdağı ve Bozdağının bir kısmı meşe ormanıyla kaplıdır.
Yerleşim
Biçimleri, Ev Tipleri
Temel geçim
kaynağı ve uğraş alanları yerleşim biçimini belirlemiştir. Çiftçilikle uğraşan
halkın büyük bir kısmı, merkeze uzak yayla konumundaki yerlerde yaz aylarını
geçirirler. Buralarda tarım ve hayvancılıkla uğraşırlar. Bunun yanında halkın
daimi olarak ikamet ettiği kışlık evler de bulunmaktadır.
Yayla
yerleşimindeki evler genelde daginiktir. Yüksek dag eteklerine kurulmuşlardir.
Bag evleri de bu şekilde yapilmiştir. Merkezdeki yerleşim topludur. Evler
bitişiktir. Yayla evleri taşla ve kemer şeklinde yapilmiştir. Kasaba
merkezindeki evler biraz daha modern görünümlüdür. Bu evlerin çogu iki katli
olup üzerleri düzdür. Evlerin üzeri genelde betonla, bazende toprakla örtülür.
Belde de çatili ev pek yapilmaz.
Kasaba
aileleri Mayıs-Ekim aylarında yayla evlerinde konaklarlar. Ekim ayından
itibaren ise kış evlerine göç başlar.
Kızılören’in ekonomik yapısını belirleyen faaliyetleri şu başlıklar
altında toplayabiliriz: a) Tarım ve hayvancılık b) Halıcılık c) Büyük
şehirlerde ticaretle uğraşma d) Dierleri
Kasaba’da
halkın en önemli geçim kaynağı ziraatçiliktir. Arazi yapısı ve iklim
özellikleri sadece tahıl tarımına imkan vermektir. Buğday, arpa, yulaf, cavdar
ve en çok üretimi yapılam ürünlerdir. Tarım, yağışa bağlı olarak kuru tarım
şeklinde yapılmaktadır. Kızılören’de yakın zamana kadar tarım, tamamen insan
ve hayvan gücüne dayanmaktaydı. Günümüzde tarımda makinalaşma hızla artmış ve
ihtiyacı karşılayacak kadar tarım makinaları ortaya çıkmıştır.
Tarıma
bağlı olarak yapılan büyük ve küçükbaş hayvancılığı da önemli gelir
kaynağıdır. 1980 yılında kurulan Tarım Kredi Kooperatifi, yörede tarım ve
hayvancılığın gelişmesi yönünde bazı imkanlar sağlamaktadır.
Halıcılık,
Kızılören’de kadınlar tarafından yapılan ve çoğu ailenin önemli bir geçim
kaynağı olan ekonomik uğraştır. Halılar, Kasabada bulunan 5 - 6 imalatçı
nezaretinde kadınlar tarafından dokunmaktadır. Tüm malzemeleri imalatçılara
ait olan halılar, ipek iplerle dokunmaktadır. İlmek sayısına göre 300’lük,
500’lük olarak bilinen halılar evlerde dokunur. İmalatçı işcilerine ilmek
hesabı ve sıra sayısına göre ücretini öder. Halıları piyasaya kendisi sürer.
Halen 150 - 200 aile halıcılık yaparak, ekonomik seviyesini yükseltmeye
çalışmaktadır.
c) Büyük
Şehirlerde Ticaretle Ugraşma
Kasabanın
gelir seviyesinin düşüklüğü, halkı büyük şehirlere göçe zorlamıştır. Özellikle
1980’li yıllardan sonra başta İstanbul olmak üzere Adana, Mersin, Kayseri gibi
şehirlere hızlı bir göç yaşanmıştır. Kızılörenliler göç ettikleri yerlerde
gezici ticaret ve esnaflıkla uğraşmaktadırlar. Şu an kasaba dışında 3 - 4 bin
Kızılörenli yaşamaktadır.
d) Dier
ekonomik faaliyetler
Yukarıda
saydığımız temel geçim kaynakları dışında, kasabada bazı meslek dalları
gelişmiştir. Arıcılık, esnaflık, gezici ticaret gibi. Kızılören’de 1 marangoz,
2 demirci, 1 tuzcu, 3 peynirci, 2 nalbant, 15 bakkal, 1 fırın, 4 kahvehane, 2
elektrikçi şu anda mevcut olan meslek dallarıdır. Ayrıca nakliyecilik, yolcu
taşımacılığı ve inşaatcılık yapanlarda bulunmaktadır.
Kasabanın
nüfusunu, 1960’dan günümüze kadar ki dönemlere göre, şu şekilde
belirtebiliriz. Daha önceki dönemlerin nüfus sayım sonuçları elimizde yoktur.
* 1960’da
Kızılören nüfusu 3374 kişi
* 1970’de
Kızılören nüfusu 4300 kişi
* 1980’de
Kızılören nüfusu 4406 kişi
* 1985’de
Kızılören nüfusu 4351 kişi
* 1990’da
Kızılören nüfusu 4136 kişi
* 1997’de
Kızılören nüfusu 3195 kişi
Yukarıdaki
resmi nüfus sayılarına bakacak olursak, 1960 yılından sonra Kızılören
nüfusunun hızla arttığını görürüz. Son nüfus sayımında ise ani bir düşüş
yaşanmıştır. Bunun medeni olarak da son yıllarda büyük şehirlere yaşanan göçün
hızla artmasını gösterebiliriz. Şu anki mevcut nüfusun yarısından fazlası 30
yaş ve üzeridir. Mahaldeki aileler ortalama 4 - 5 kişiden ibarettir.
Kasabanın
ilçe ve şehre ulaşım sorunu yoktur. Kızılören - İncesu arası yol 14 km olup,
asfaltlıdır. Kızılören- Kayseri arası ise 50 km’dir. İlçeye ve şehre ulaşım
münibüslerle ve belediye otobüsleriyle sağlanmaktadır. Kızılören’in merkezi
dışındaki köylere ve mahallelere de asfaltlı yol yapılarak ulaşım sorunu
giderilmiştir.
C. KIZILÖREN’İN İDARİ YAPISI
Kasabanın
Muhtarlıktan Günümüze Kadar ki İdari Durumu
Kızılören,
1960 yılına kadar Kızıl-viran köyü adıyla muhtarlıkla idare edilmiştir.
Kızıl-viran’ın ilk muhtarı, 1925 yılında tayin edilen, Dedelinin Ahmet olarak
bilinen kişidir. Köyü idare eden son muhtar ise, daha sonra belediye başkanı
olan Mustafa Türen’dir.
Köy, 1962
yılından itibaren Kızılören Belediyesi adıyla kasaba hüviyetini kazanmıştır.
Böylece, 1963 yılında seçilen ilk belediye başkanı kasabayı idare etmeye
başlamıştır. 1963 - 2000 yılları arasındaki dönemlerde belediye başkanlığı
yapanları ise şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Mustafa
Türen 17.11.1963 - 05.06.1968
2. Mehmet
Eşsiz 05.06.1968 - 09.12.1973
3. Ahmet
Şahin 09.12.1973 - 06.05.1975
4. Ahmet
Tayman 06.05.1975 - 09.12.1977
5. Kazım
Öztekin 09.12.1977 - 12.09.1980
6. Mevlüt
Koçak 12.09.1980 - 26.11.1980 (Vekaleten)
7. Zekai
Aykar 26.11.1980 - 03.01.1981 (Vekaleten)
8. Hasan
Tekgönül 01.03.1981 - 24.06.1982 (Vekaleten)
9. Salih
Özyalçın 24.06.1982 - 16.12.1982 (Vekaleten)
10.Adem
Korkmaz 16.12.1982 - 03.02.1984
11.Hüseyin
Turgan 15.02.1984 - 28.03.1984 (Vekaleten)
12.Mustafa
Demir 28.03.1984 - 26.03.1989
13.Adem
Korkmaz 26.03.1989 - 25.03.1994
14.Ahmet
Gönül 25.03.1994 - 18.04.1999
15. Mehmet
Şahin 18.04.1999 - ....................
1963
yılında kurulan belediye teşkilatı, ilk olarak günümüzde Mükreminin kahvane
olarak bilinen binada hizmet vermiştir. Daha sonra, şu anki binasına
taşınmıştır. 2000 yılı verilene göre Kızılören Belediyesinin personel ve araç
gereç durumu aşağıdaki gibidir.
Personel
Durumu - Araç Gereç Durumu
1. Mehmet
Şahin - Belediye Başkani - 2 otobüs
2. Nevzat
Taslak - Yazı İşleri Müd. - 1 Kamyon
3. Bayram
Yönem - Muhasebeci - 1 Makam Taksisi
4. İsmail
Çanak - Tahsildar (Su) - 1 Ambulans
5. Fikret
Yönem - Tahsildar - 1 Cenaze Aracı
6. Hüseyin
Kızılçardak - Zabıta - 1 Traktör
7. Yılmaz
Kızılçardak - Şoför - 1 İş Makinası, Kepçe
8. Muzaffer
Gönül - Su işçisi
10.Ömer
İmamoğlu - Su işçisi
11.Cumali
Dal - Su işçisi
12.Ali
Çoşkun - Su işçisi
13.H.Bekir
Tekeci - Şoför
14.
H.İbrahim Yılmaz - Şoför
15.Hüseyin
Oral - Kepçeci
17.Hüseyin
Bayat - Muavin
Belde,
dördü merkezde ikisi de merkez dışında olmak üzere altı mahalleye ayrılmıştır.
Kızılören çevresinde bulunan çardak veya oba olarak anılan yerleşim yerleri
de, mahalle konumundadır. Merkezdeki mahalleler bitişiktir.
1. Aşagi
Mahalle Muhtari - Receb Ünaldi
2. Tabaklı
Mahalle Muhtarı - İsa Erciyes
3. Orta
Mahalle - Muhtarı Lütfi Çoşkun
4. Güney
Mahalle Muhtarı - Kemal Emekçi
5. Avşar
Obasi Mahallesi Merkeze 4 km uzaklikta olup, kasabanin kuzeyinde
bulunmaktadir.
6. Boğaz
Çardak, Sarıoğlanın Çardak, Ötebatan, Santırın Çardak ve Kanlı Çardak bir
muhtarlık oluşturmaktadır. Bu obaların uzaklığı 5 -7 km arasında olup, hepside
kasabının batısındadır. Bu yerleşim alanlari birbirinden ayri olarak
kurulmuştur.
II.BÖLÜM SOSYO - KÜLTÜREL
YAPI
A)EĞİTİM-ÖĞRETİM, SOSYAL KURULUŞLAR,
TARİHİ YAPILAR
Kızılören’de İlkokulun açılması
Kasabaya
okul açılmadan önce okuma yazma öğretimi, belirli hocalar tarafından, eski
dilde (Arapça) yapılmaktaymıştı. Köydeki hatırı sayılır, bilgili hocalar, hem
Kur’an okumayı hemde okuma yazmayı öğretiyormuştu. Dersler camide veya köy
odasında verilmekteymiti. Ders veren hocalardan en tanınmışı ise Kara Hoca
(Mehmet Hoca) adıyla anılan hocaymıştı.
Kızılören’e
ilk defa 1932 yılında okul açılmıştır. İlkönce üç sınıflı olarak açılan okula,
daha sonra öğrencilerin artmasıyla birlikte 1 müdür odası ve 1 sınıf
eklenmiştir. 1968 yılına kadar eğitim öğretime bu binada devam edilmiştir.
1968 yılında okul, 3 sınıf ve 1 müdür odasına daha kavuşmuştur. Öğrenci sayısı
zamanla 650’ye kadar yükselmiştir. Fakat 1960’lı yıllardan itibaren büyük
şehirlere yaşanan göçle beraber, öğrenci sayısı 200’lere kadar düşmüştür.
İlkokul
eğitim - öğretimi 1988 yılına kadar, günümüzde bulunmayan ilk yapılan
binalarda devam etmiştir. 1988’de ise, Kasaba yerlilerinden Parlaklar ailesi,
12 dersanelik bir ilköğretim okulu yaptırmıştır. Parlaklar ilköğretim okulu,
sekiz yıllık zorunlu eğitime geçilinceye kadar, ilkokul ve ortaokul olarak iki
kısımda eğitim vermiştir.
Zorunlu
eğitimle birlikte ortaokul kısmı ilköğretim içine dahil edilmiştir. Kızılören
Parlaklar ilköğretim okulu, Şu anda tek olarak tüm kasaba öğrencilerine eğitim
hizmeti vermektedir. Taşımalı sistem ve sekiz yıllık zorunlu eğitimle
birlikte, öğrenci sayısı artmaya başlamıştır.
1999 - 2000
Eğitim Öğretim yılına girerken, parlaklar Ilköğeretim okulunda; çevre köy ve
obalardan gelen öğrecilerle birlikte 500’e yakın kayıtlı öğrenci, 1 müdür, 1
müdür yardımcısı, 3 branş öğretmen, 13 sınıf öğretmeni ve 2 hizmetli
bulunmaktadır.
Kızılören’de 1972 - 1973 eğitim öğretim yılında, 1 sınıflı, 2
öğretmenli bir ortaokul eğitime başlamıştır. Okul, ilk açıldığında buğunkü
belediye binasının bir bölümünde eğitim vermiştir. 36 öğrenci 2 branş
öğrtemenle başlayan okulun, ilerleyen yıllarda mevcudu artmıştır. Zamanla
binanın yetersiz kalması üzerine, ortaokul bugünkü PTT binasına taşınmıştır.
1988 yılına kadar burada eğitim hizmeti veren orta kısım, bu tarihten itibaren
Parlaklar ilköğretim okulu bünyesinde varlığnı sürdürmüştür.
Kasabanın
Eğitim Öğretim Durumu:
Kızılören,
okuma eğilimi olan bir yerleşim yeri değildir. Ilkokul sonrasında,
öğrencilerin okula devam etme oranı düşüktür. Mahalde son yıllara kadar
kızların ilkokul sonrasında okula devam etmesine pek izin verilmezdi. Öyle ki
oratokul açıldığında hiçbir kız öğrenci okula kayıt yaptırmamıştır. Ailelerin
muhafazakar yapıya sahib olması ve kızların ilkokul sonrasında halı dokuyarak
aile ekonomisine katkıda bulhunmasının istenmesi, bu durumun nedeni olarak
gösterilebilir. Birde erkek öğrencilerin ilkokul sonrasından itibaren çalışma
hayatına atılmaları, okula devam etme oranını düşürmüştür.
Kasaba’da,
1940 yılı öncesi kuşağın okuma-yazma seviyesi düşüktür. 1932’de ilkokulun
açılmasıyla halkın eğitim seviyesi yükselmeye başlamıştır. Günümüze
gelindğinde nüfusun okuma - yazma oranı son derece artmış ve % 75’lere kadar
çıkmıştır. Sekiz yıllık zorunlu eğitimle birlikte, okulda öğrenci patlaması
yaşanmıştır. Kız öğrencilerin okuma eğilimi de artmıştır.
Lise
bulunmadığı için, öğrenciler lise eğitimini ilçeye gidiş - geliş yaparak
alırlar. Her sene ortalama 10 - 15 öğrenci, liseye kayıt yaptırır.
Kızılören’de Üniversite ve yüksekokul eğitimi almış kişi sayısı 100’e ulaşmaz.
Bunun yanında, iyi bir üniversite okuyup, yüksek mevkilere ve mesleklere
ulaşmış Kızılörenliler de bulunmaktadır.
Şu anda
memleketin degişik yerlerinde görev yapan, 2 kaymakam , 4 doktor( Biri
Kizilören Saglik Ocaginda) 3 veteriner - hekim, 1 inşaat mühendisi, 3 ziraat
teknisyeni, 1 komser yardimcisi, 15 - 20 ögretmen bulunmaktadir. Ayni zamanda
degişik mesleklerde kendini yetiştiren 15’in üzerinde üniversiteli
bulunmaktadir.
Sağlık
Ocağı: 1980 yılı başlarında, kasaba meydanına açılmış bir sağlık ocağı
bulunmaktadır. Sağlık hizmetleri 6 - 7 yıla kadar dışardan gelen doktorlar
tarafından verilmekteydi. Günümüzde Sağlık ocağında, Kasaba içinden çıkmış
olan bir doktor hizmet etmektedir. Sağlık ocağı binası 1 muaynehane, 1 Doğum
odası, 1 memur odası ve 1 yataklı istirahat odasından oluşmaktadır. Halen 1
doktor, 1 ebe, 1 hemşire ve 1 sağlık memuru görevli bulunmaktadır. Sağlık
ocağındaki hizmetler, özellikle Kızılörenli Dr. Hasan Güler zamanından
itibaren , düzenli ve halkın ihtiyaçlarını karşılar nitelikte yapılmaya
başlanmıştır.
Postane:
Beldemizde, 1968 yılında kurulmuş bir postane ile posta, telefon, telgraf
hizmetleri verilmeye başlanmıştır. Ilk olarak, kasaba meydanındaki eski
belediye odasında kurulan PTT, daha sonra ,şu anki belediye binasına
taşınmıştır. PTT son olarak da 1990 yılından itibaren eski ortaokul binasında
hizmetlerini devam ettirmektedir. Özellikle otamatik telefon uygulamasıyla
birlikte telefon abonesi hayli artmıştır. Halen 1000’in üzerinde telefon
abonesi vardır. PTT’de 1 memur görevli bulunmaktadır.
Tarım Kredi
Kooperatifi: 1980 yılında kurulan kooperatif, çiftçilere kredi, gübre yem,
küsbe v.b. imkanlar sunmaktadır. Belediye binasında faaliyet gösteren tarım
kredi kooperatifinin 600 faal üyesi bulunmaktadır.
Kur’an
Kursu: 1983 yılında açılmıştır. Yukarı Camii karşısında bulunan kurs, belli
bir süre eğitim vermiştir. Şu anda kurs kapalı bulunmaktadır.
Kızılörenliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği:
Büyük
şehirlere göç edip yerleşen Kizilören halkinin kurdugu, iki dernek
bulunmaktadir. Dernegin biri Istanbul’da, digeri ise Adana’da faaliyet
göstermektedir. 1988 yilinda kurulan Istanbuldaki dernegin, çok sayida üyesi
vardir. Dernekler, Kasaba içindeki ekonomik durumu iyi olmayanlara iaşe vb.
teminininde; cenaze, hastalik gibi durumlarda ve bir takim sosyal
faaliyetlerin dizünlemesinde halka hizmet etmektedir.
TARIHI YAPILAR
Merkez
Camii: 1955 yılında yaptırılan cami, kasaba meydanındadır. Camiye 1980 yılında
minare, 1985 yılında da şadırvan yapılmıştır. Yörenin klasik yapısıyla
yaptırılan cami, çatılıdır. Resmi olarak görevli bulunan 1 imam ve 1 müezzin
bulunmaktadır.
Yukarı
Camii: Kızılören’in, en eski tarihi yapısı ve Osmanlı devletinin son
dönemlerinden kalma tek eseri olan Cami, 1875 yılında yaptırılmıştır. Köy
halkı tarafından ve imece usulüyle yapılan cami, günümüze kadar onarılmak
suretiyle ayakta kalmıştır. Cami minareli, abtesthaneli ve çatılıdır. Herhangi
bir mimari tarzda olmayan cami, kasabanın yukarı mahallesinde bulunmaktadır.
Camide 1 imam görevlidir.
Toprak
İskan (Yeşil) Camii: 1978 yılında yaptırılan cami, halk arasında “ Dere Camii”
olarak da bilinmektedir. Caminin minaresi 1997, şadırvanı 1999 yılında
yaptırılmıştır. Yeşil cami, köyün ilk öğretmenlerinden olan, Halim Öğretmenin
oğlu Muzaffer tarafından yaptırılmıştır.
Karacaören
Camii: 1980’li yıllarda yaptırılan cami, karacaören mevkiinde bulunmaktadır.
Minareli olan caminin 1 din görevlisi vardır.
Kuba Camii:
1992’de yaptırılan cami, diğerlerine göre yapılış tarzı olarak farklıdır. Cami
kubbeli olarak yapılmıştır. Caminin tavanı büyük küçük 5 - 6 kubbeden
oluşmaktadır. Caminin içinde ise kemer yapısı hakimdir. Caminin minaresi ve
şadırvanı da vardır.
Gölbaşi
Camii: 1996 yılında yaptırılan cami, Gölbaşı mevkiinde bulunmaktadır. Minareli
olan cami küçük ve düz damlıdır.
Çeşmeler:
Kasaba içinde halka açık 3 - 5 eski çeşme bulunmaktadır. Kızılören’e ilk defa
suyun gelmesiyle birlikte yapılmış, iki çeşme vardır. Bunların yapılış tarihi
1956’dır. Ayrıca 1985 yılında Parlaklar hayratı olarak yaptırılan bir çeşme ve
Bahçecik mevkiinden gelen suyun akıtıldığı mezarbaşı çeşmesi bulunmaktadır.
Mezarlık:
Kızılören’in merkez yerleşim alanı içinde builunan mezarlık çok eski bir
geçmişe sahiptir. 1800’lü yıllara ait bir mezar taşı, çalışmalar sırasında
bulunmuştur. Mezarlığın alanı büyük olup, Mustafa Demir’in reisliği döneminde
beton duvar içine alınmıştır. Yapılan mezarların çoğu taş yapı şeklindedir ve
mermer süslemelidir.
Ziyaret
Yerleri ve Yatırlar: Kızılören Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük Türk
Devletinin izlerini taşıyan bir yerdir. Bu yüzden, o dönemde Kızılören ve
çevresinde yaşamış, vefat etmiş bazı büyük zatların kabirleri bulunmaktadır.
Veli olarak bilinen bu insanlar hakkında bazı bilgiler ve rivayetler vardır.
Bu yatırları ve rivayetleri kısaca açıklamaya çalışalım.
Şeyh
Kumali: Evliyanın kabri Kızılören’in güneyindeki Gökdağı eteklerinde
bulunmaktadır (1200 - 1250) yılları arasında yaşadığı rivayet edilmektedir.
Gönümüzde yağmur dualarında, çeşitli dilek ve isteklerde bulunmada, Şeyh
Kumalı’nın kabri ziyaret edilmektedir. Evliya hakkında anlatılan bir kıssa.
Şeyh bir
gün vakif arazide çift sürerken öküzü ölür. Gökdagi ormanlarindan bir aslan
gelir, öküzün yerini alir ve şeyh çifti aslanla sürer. Kara Mustafa Paşa
Bagdat seferi sirasinda sazdan geçerken (sürtme civari) Şeyh, hayvanina biraz
un, biraz yag, biraz da bulgur yüklemiş vaziyette, Karataş mevkiinde paşanin
önüne çikar. Ve “ Ordunun karavanasini ben verecegim” der. Kazana yag, bulgur
ve diger malzemeleri koyarak yemek pişirir. Sefere giden ordu, bu aşi yemekle
bitiremez.
Paşa, Şeyh
Kumali’nin hünerisini anlayinca, benim at filik arpa istiyor der. Şeyh bunun
üzerine bir tepenin ardina gider. Bir iki saat sonrada sirtinda bir şelek
filik arpayla çikip gelir. Paşa “ bu olsa olsa Şam’da olur, yoksa oraya mi
gittin” diye Şeyh’e sorar. Şeyh’de” “evet” der.
Şeyh de
Paşa’dan bir ricada bulunur Der ki:
“ Bizim
Kızılköşkte (Kızılören) su yok, emir verde dört beş tane büyük kuyu yapılsın,
Erciyesin suyunun bir kısmı buraya aksın.” Paşa bu isteği kıramaz ve bu
kuyular sana vakıf olsun” diyerek izin verir. Bunun üzerine büyük sarnıçlar ve
kuyular yaptırılır. O mevkii Şeyhin vakfı olmuştur. Burada dergahlar kurulmuş
ve zikirler yapılmıştır. Bu kuyuların şu an mezarlık çevresinde bulunan
kuyular olduğu sanılmıktadır.
Şeyh Aslan
: Kızılören’in yukarı kepez dağı mevkiindedir. Buradaki yıkılmış bulunan kale
çevresinde, yıllarca Rumlarla mücadele etmiş bir erendir. Bu yatırın bulunduğu
mevkiide, bir kız ile bir erkek gayr-i meşru ilişkide bulundukları için,
oldukları yere taşlaşmışlardır. Yatırın hakkında fazla rivayet yoktur.
Sarıgölde
Yedikardeşler: Kasabanın güneyindeki Sarıgöl yaylasında bulunan yatırın yeri,
yedi kardeşler tepesi olarak da bilinmektedir. Bu mevkiide devamlı ışık
yanarmış ve bilhassa geceleri fark edilirmiş. Burada, Osmanlı döneminden kalma
yıkıntılar ve mezarlar bulunmaktadır. Yedi kardeşlerin mezarıda, bilinenler
tarafıdan ziyaret edilmektedir.
Şeyh Hasan
Dede: Sözü edilen zatın mezarı, adak kurbanlarının kesilmesinde bir uğrak
yeridir. İşleri iyi gitmeyenler, çocuğu olmayanlar bu yatırı ziyaret
etmektedirler.
Omuzu
Gürzlü (Güçlü) Dede: Şeyh Şaban köyü ile Kizilören sinirlari arasinda bu zatin
türbesi bulunmaktadir. Selçuklu Devleti döneminde yaşadigi rivayet
edilmektedir. Kabri ziyaret edenler, mumlar yakarak, bezler baglayarak, kurban
keserek dilek ve istekte bulunmaktadirlar. Dedemize, savaşirken omuzunda gürz
taşidigi için Omuzu Gürzlü denilmiştir.
B- KIZILÖREN’İN KÜLTÜREL VE
FOLKLÖRIK ÖZELLIKLERI
Yöre oyuna
pek düşkün degildir. Oyunlarda genellikle agir hava hakimdir. En çok oynanan
oyunlar şunlardir.
Fındık
Kırma: Tek ya da iki kişinin, elleriyle findik kirarak karşilikli oynadiklari
oyundur.
Kaşik
Kirma: Ellere dört kaşik alinarak parmaklar arasinda sikiştirmak suretiyle
oynanan oyundur. En çok oynanan oyunlar arasindadir.
Sekme: Tek
ayakla oynanan haraketli bir oyundur.
Kara Tavuk:
Iki kişinin karşi karşiya çömelip, findik kirarak oynadiklari bir oyun
çeşididir.
Arap Oyunu:
Özellikle eski düğünlerin vazgeçilmez oyunudur. Kadın kılığına bürünmüş bir
erkek ve birkaç kişi arasında oynanır. Daha çok, komedili bir oyundur.
Oyun
havaları pek haraketli değildir. Söylenen türkülerde ağır, hüzünlü ve yanık
bir hava hakim olduğu için, bu durum oyunlara da yansımıştır.
Çocuk
oyunlarının çeşidi çok fazladır. En çok oynayanlar şunlardır:
Gülle
(Misket): 3 - 5 kişi arasinda bir miktar misket ile oynanir. Bu oyunun kendi
arasinda pek çok çeşidi vardir. Çukur, baş, üçgen vb.
Sinme
(Saklambaç): Birkaç grup arasında oynanır. Gruplar sırasıyla belirlenen
hudutlar içinde saklanırlar ve bir grup ötekini bulmaya çalışır. Özellikle
karanlıkta oynanır.
Çelik
Çomak: 2 grup arasında oynanır. Değnek denen uzun bir sopa ve çelik denen
küçük sopacıklarla ve bir daire çizilerek oynanır. Grubun biri çelikleri
dairenin içinden mümkün olduğunca uzağa sopayla fırlatır. Diğer grup ise
çeliği daireye düşürmeye çalışır.
Birdir Bir:
4 - 5 kişi arasinda oynanir. Bir kişi belini büker. Digerleri bunun üzerinden
atlamaya çalişir. Atlayamayan kişide digerinin yanina egilir. Bu durum herkes
atlayincaya kadar devam eder.
Kızdı
Kayış: Kura ile belirlenen bir kişi kemerini gizlice saklar. 3 - 4 kişide bunu
bulmaya çalişir. Kayişin yerine yaklaşan olursa kizdi kayiş denilerek oyun
hareketlendirilir. Kemeri bulan hemen yanindakilere vurmaya başlar.
Ayrıca
mazak, aşık atma, uçurtma uçurma, demir çember sürme, çocukların en çok
oynadıkları oyunlar arasındadır. Kız cocuklar daha çok evcilik, sekme taş,
çizgili oyunlar oynarlar. Okullarda ise çocuklar, yakan top, mendil kapmaca,
koşmaca gibi toplu oyunlar oynarlar.
Kasabaya
özgü yemeklerin çoğu, hamurlu olarak yapılır. Başlıca yemek çeşitleri
şunlardır:
Erişte: Un,
hamur haline getirelerek açılır. Açılan yufkalar oklavaya dolandırılarak
dikine kesilir. Kesilen uzun parçalarda tel şeklinde doğranır. Çubuk makarna
şeklindeki hamur, ekmek sacı üzerinde kavrulur. Pişeceği zaman haşlanır ve
makarna gibi pişirilir.
Bulgur ve
Çeşitleri: Buğday, kazanlarda yumşayıncaya kadar (hedik hali) kaynatılır.
Kuruyan hedikler değirmende kırdırılarak bulgur, düğçük gibi çeşitler elde
edilir. Bulgur, pirinç pilavı gibi pişirilirken, düğçük yemeği hafif sulu
olarak yapılır.
Çüçük Aşi:
Erişte de oldugu gibi oklavaya dolandirilan kalin yufkalar, çok küçük kareler
halinde kesilir. Kuruyan küçük kare hamurlar, yogurt ve sarimsak katilarak
sulu olarak pişirilir.
Mantı:
Hamur açılarak yufka haline getirilir. Oklavaya sarılarak dikine kesilen
yufkalar 2 - 3 santim büyüklüğünde, kareler halinde kesilir. Parçaların
arasına kıyma veya buna benzer iç konulur. İçi dolu hamurlar açılmayacak kadar
sıkılır ve haşlanarak pişirilir. Sulu olan mantı yemeği sarımsaklı yoğurt ve
salça katılarak servise hazır hale getirilir.
Kısır
(Sarma) Üzüm yaprağı, bulgur veya pirinçle yapılan içle sarılarak pişirilir.
Lahana da bu şekilde sarma yapılarak pişirilebilir.
Madımak
(Merçimelek): Tarla veya bahçelerde yetişen ve cacik olarak bilinen bu bitki,
ispanak yemegi gibi pişirilir. Yogurtlu ve sarimsakli yenilir.
Tarhana
veya Yarma Çorbası: Buğdayın kırdırılmasıyla yarma elde edilir. Yoğurtla
karıştırılan yarma, avuç büyüklüğünde parçalar halinde kurutulur. İstendiği
zaman çorba olarak pişirilir. Yoğurt aşı da bu şekilde kurutulmadan yarmayla
yapılır.
Bazlama:
Hamur, küçük parçalar halinde elde bezilenerek, oklavayla açılır. Açılan hamur
tandır, taş ocak veya tüplü sacda pişirilir. Bazlama ekmeğinin kalınlığı 2-3
santimdir.
Yufka:
Hamurun oklavayla en son inceliğine kadar açılmasıyla yufka elde edilir. Bu
yufkalar sac üzerinde yanmayacak şekilde pişirilir. Belde de bu ekmeğe şebit
de denir. Piştiğinde gevrek ve kuru olan şebitler ıslanarak yenilir. Çörek: Bu
ekmek çeşidinin hamuru özel olarak yogrulur. Süt, yogurt, yumurta vb.
malzemelerle yogrulan hamur, el büyüklügünde açilarak sobali veya elektrikli
firinlarda pişirilir. Kete şeklinde yapilan bu ekmeklere çörek denir.
Ayrıca,
hamurla yapılan katmer, yağlama, börek ve tatlı çeşitleri de bulunmaktadır.
Kasabada
askere uğurlama töreni, eskidenberi süregelen eğlenceli adet ve geleneklerle
yapılmaktadır. Her sene ortalama 100’ün üzerinde genç, vatani görevini yapmak
için askere gider. Askerlik Peygamber ocağıdır, askere gitmeyen adam olmaz,
askere gitmeyene kız vermezler gibi, halk arasında yerleşmiş bir takım
ifadeler, beldede askerliğe verilen önemi ortaya koyar.
Asker adayı
yollanmadan birkaç gün önce askerin ailesini, akrabaları ve komşuları ziyaret
ederler. Ziyarete gidenler yanlarında Süt, Yoğurt, Çay şekeri, katmer vb.
ikramlar götürürler. Gencin ailesi de bu ikramlar karşılığında kına cerez gibi
şeyler verir. Bu karşılıklı hediyeleşme, askerin izinlere gelmesinde ve
tezkere alıp askerliği bitmesinde de devam eder.
Gençler
vatani görevlerine gitmeden bir gün önce eğlence tertip ederler. Mahalli bir
türkücü veya davul zurna ekibi getirtilir. Akşama doğru köy meydanında eğlence
başlar. Ateşler yakılarak türkücü eşliğinde gençler doyasıya oynarlar. Asker
adaylarının bu eğlencelerini kalabalık bir halk topluluğu izler. Kadın - erkek
çoluk çocuk herkes gençlerin oyunlarını seyrederler. Eğlence geç saatlere
kadar devam eder.
Ertesi
sabah erken saatlerden itibaren gençler ve aileler kasaba meydanında
toplanırlar. Bir hoca eşliğinde dua edilir. Gençler birbirleriyle,
büyükleriyle helallaşırlar ve komşularını, akrabalarını ziyaret ederek
vedalaşırlar. Akşamki sevinç, mutluluk, çoşku yerini, ayrılmanın veridği hüzne
ve anaların gözyaşına bırakmıştır.
Kızılören’de dini bayramlarınız olan Kurban ve Ramazan bayramı
haraketli geçer. Bayram öncesinde ve bayram günü halk topluca mezarlığı
ziyaret eder Bayram günü namaz çıkışı, halk köy meydanında birbiriyle
bayramlaşır. Bayramlarda kasaba dışında olanlar, ailelerini ziyarete gelirler.
Milli
bayramlar 10 - 15 yıl öncesinde daha haraketli ve eğlenceli geçmekteydi.
Öğrenciler, çeşitli piyesler, parodiler yaparak seyre gelenleri
eğlendirirlerdi. Günümüzde bayramlar biraz daha sönük geçmektedir. Bayram
günlerinde okulun bando ekibi kasaba meydanına bir iki tur atar. Öğrenciler
çeşitli yarışmalar düzenlerler.
Yemek
yedirme, çok eskiden beri sürdürülegelen ve büyük önem verilen önemli bir
gelenektir. İslami açıdan da güzel bir haslet olan bu alışkanlığa, halk büyük
bir ehemmiyet verir. Yörede çok değişik vesilelerden dolayı, aileler toplu
yemek yedirme teşebbüsünde bulunurlar. Başta vefat edenlerin adına olmak
üzere, hacca gidişte ve hac dönüşünde, askerlik bitiminde, ramazan
iftarlarında yemek yedirilir. Mesala, birisi vefat ettiğinde bir iki hafta
içerisinde onun adına yemek yedirilir. Ölünün adına yemek yedirme, 1 - 2 sene
aralıklarla devam ettirilir. Halk arasında ölününde manevi olarak açıkacağına
ve yedirilen yemeğin sevabının ona bağışlanacağına inanılması, bu alışkanlığı
kalıcı kılmaktadır.
Yemeklerde,
genel olarak klasik yöresel yemekler bulunur. Mantı, fasülye, pilav, lahana
dolması, tatlı vb. çeşitler ikram edilir. Özellikle Cuma günü yapılan yemek
teşebbüsüne, tüm camilerin cemaatleri, akrabalar, komşular davet edilir. Özel
bir aşcının yaptığı yemekler, yer sofralarında yenilir. Yemekten sonra da
hocalar, Kur’an okur ve dua ederler.
Aşure, halk
arasinda “aşir aşi” olarak bilinir. Kameri aylardan Muharremin onuncu gününün
isabet ettigi hafta, aşure haftasidir. Eskiden beri uygulanilagelen bir
gelenektir. Bu haftada komşular birbirlerine aşir aşi dagitirlar. Aşure;
bulgur, nohut, fasülye, kuru üzüm, kuru kaysi vb. gida maddelerinin pekmez
veya şerbetle pişirilmesiyle elde edilen bir aştir.
Kızılören’de bir ölüm olayı cerayan ettiğinde, Ölünün kimliği ve
nerede bulunduğu camilerde okunan selalarla çevreye duyrulur. Ölüm haberini
kısa sürede duyan halk, hemen ölü evine akın eder. Eğer cenaze kasaba dışında
bir yerdeyse, gelmesi beklenilir. Aynı şekilde cenazenin yakınlarından biri
kasaba dışında bulunuyorsa, cenaze bekletilir. Ağıt gözyaşı ve çığlıklar
içinde hemen defn işlerine başlanılır. 6 - 7 sene öncesine kadar, cenazeler
açık alanda teneşir denen tahta masalar üzerinde, bir hoca eşliğinde
yıkanıyordu. Son yıllarda ölüler, belediyenin tahsis ettiği cenaze aracında ve
bir görevli tarafından yıkanmaktadır. Yıkanıp kefenlendikten sonra, cenazeler
mezarlığa omuzlarda götürülür. Cenaze götürülürken cemaat içinden birisi sık
sık “ Alllah rahmet eylesin” diye bağırır. Büyük bir kalabalık eşliğinde
mezarlığa giden ölünün cenaze namazı kılınır. Süratle, hazır olan kabri
açılmaya çalışılır. Cesaretli birisi ölüyü kabre indirir ve yerleştirir. Orada
bulunan herkes kabre bir kürek toprak atmaya çalışır. Defn işleri tamamlanmaya
çalışılırken, günümüzde uygulanmayan bir adet gerçekleştirilir. Bu uygulama
“devre oturma” olarak bilinir. Devre oturma; cemaat içinden 5 -6 kişinin halka
oluşturarak, ölü sahibi tarafından verilen mendil içindeki parayı, elden ele
dolandırmasıyla gerçekleşir. Mendili her alan kişi salavat okur, diğerine
verir. Bu uygulama, ölünün sadakası olsun diye yapılır. Devir sonunda, para
devre oturanlara dağıtılır. Bu adet, son yıllarda ortadan kalkmıştır. İşler
tamamlanınca hoca Kur’an okur, dua eder ve cemaat mezarlığı terk eder. Yörede
mezarlığa kadınlarda gitmektedir.
Cenaze
kalabalığının bir kısmı tekrar ölü evine gider. Hoca evde de Kur’an okur ve
dua eder. Ölü evine 1 - 2 hafta başsağlığına gelenler olur. Komşular ölü evine
üç gün yemek götürürler. Definden bir gün sonra, öğle namazı çıkışı, halka
helva ve somun ekmek dağıtılır. Bir hafta on gün sonra da ölü yemeği
yedirilir. Yemek yedirme işi 52. gecede ve 3 ay sonrada yapılabilir. Son
olarak da ölüden arta kalan elbiseler bir ihtiyaç sahibine verilir. Ölünün
sarıldığı kilim ise camiye bağışlanır.
Kızılören’in kültürel ve folklörik özellikleri, doğal ve sosyal
yapısı ekonomik faaliyetleri, şiir, türkü, mani, atasözü, yöresel kelimeler,
deyimler gibi halk edebiyatı ürünlerine yansımıştır. Fakat, günümüzde halk
arasında edebi nitelikte bir çalışma yapan şair, ozan, halk aşığı vb. kişiler
pek yoktur. Şimdi halk edebiyatı ürünü sayılan konulara örnekler vermeye
çalışalım.
Irgatlık
geldi herkesin elinde orağı, yabası
Bir gün
evvel bitirmek herkesin umudu cabası
Yanıyor,
tarlada sanki bir turbo sobası
Yanıyor
şimdi bizim şu arpa tarlası
Kimisi sap
toplar, kimisi de sap çeker
Kimisi ekin
işler, kimisi de saman döker
Kimisi
düven sürer, kimisi de kirmen büker
Yine
yanıyor bizi o arpa tarlası
Anneler
babalar gitmiş sap saçiyor
Çocuklar,
harmandan düven için kaçıyor
Yanmış
ciğeride ayran yapıp içiyor
Sanki fırın
olmuş, yakıyor arpa tarlası
Yayladan
gelecek Irgatın suyu ve azığı
Böyle
olursa ırgatlar atar ayağa kazığı
Arpa
yolarken kayboldu gelinin yüzüğü
Oraklara
köse çalan babayiğitler hani
Eskiden
ırgatlık yapması olurdu çok güç
O günler
gitsinde gelmesin dilerim hiç
Harmanlar
kalkınca başlardı köye göç
Harmanı
kaldırıb Mersin’e gidenler hani
Şimdi, ne
düven kaldi bizde, ne de yedek
Çok sap
topladık bizler, budak budak
Aşagilar
bitti, yarin amutluga gidek
Toz duman
olmuş arpa tarlalari hani
Çeşit çeşit
aletler hep yeni çikti
Allah kara
öküzlerin bile yüzüne baktı
Eski
çifççiler de hep canından bıktı
Kulakları
yakan arpa tarlası nerede hani...
Ali Cinci,
İncesu Kayseri
Benim Güzel
Yurdum Kızılören
Varmı bu
güzel sözlerimi acep inkar edenler
İstanbul’a
Adana’ya çok olur gidenler
Avşarin
daginda çok sigir davar güdenler
Dede oğlu
Ahmet Çavuş geliyor gördün mü
Ben
yaşadikça benim köyüme kimse dokunamaz
O benim
köyüm, kimseler ona kötülükle bakamaz
Değerli ve
çalışkandır insanları yıkılmaz
Taşin
topragin altin bize Kizilören
Sanki maden
olmuş bana köyümün kara taşlari
Bana selam
getirir gökteki uçan kuşlari
Bana yorgan
döşek olur, O köyün kara kişlari
Unutma
sakın arkadaş, sen setenin başını
Ben köye
varınca, bana herkes yan bakarlar
Köyümün
taşlari bana burcu burcu kokarlar
Oturmuşlar
caminin önüne birbirine bakarlar
Unutma
arkadaş sen, Salih hocanin ezan sesini
Köye
varınca bana niye geldin diye sararlar
Hastaneye
gelince beni, yana yana onlar ararlar
Eğer doğru
çalışıyorlar ise muradına ererler
Bu dünya
sana da kalmaz küçük İsmail
Annem
vasiyet etti, köye getirin benim ölümü
Gelib de
köylüm sorsun benim iyi ve kötü halimi
Köyümde
soldurdum ben de gonca açmış gülümü
Senin de
sevgin varmış ben de Süleyman emmi
Ali Çinici,
İncesu-Kayseri
Kızılören’in kızları yakacak
Abdest
aldırmak :Haddini bildirmek, ders vermek
Acemi itle
karın yemek : Beceriksiz biriyle iş yapmak
Ağrısız
başına çabut dolamak : Boş yere kendi başını derde sokmak
Ağzını
dağıtmak :Kötü sözleri çokça söylemek
Al
duvağından girip, ak kefeninden çıkmak: Kaynananın gelinine çok eziyet vermesi
Alı feri
yok : Kötülük düşünmeyen
Bebe şebe
işi : Çocuklarin yaptigi iş gibi
Dek durmak
: Uslu, sessiz durmak
Evden kaçma
zamanı : Kızların erkeklerle kaçma zamanının gelmesi
Fırığı
yelli : Çok telaşlı
Gadasını
almak : Kazasına karşı koymak
Uyku semesi
: Uykusunu alamamış insanın durumu
Elin
iyisinden kavmin kötüsü yeğdir : El ne kadar iyi olsada, akrabanın yerini
alamaz
Gursak
gavurgasını ister : İnsan alıştığı şeyi her zaman ister
Hançerli
avrat, pençeli oğlan doğurur : Güzelden doğan çocuk sağlıklı ve güzel olur
Sintir
sintir gezmek : Başi boş ve avare olarak gezenler için kullanılır
Alaşalik
etmek : Olur olmaz ortaya atilmak
Şemşamer
nesepli : Ayçicegi gibi dönen, Çikarlarina göre değişen
Tarla taşli
söz yamaçli :Her şey karşilikli olur.
Uyuyan
yılanın başına basmak : Sessiz sedasiz duran birisini ayaklandırmak
Dünür
gitmek : Kız istemeye gitmek
d) Mahalli
Kelimeler (Lügatçe) ve Değiştirilerek Söylenen Kelimeler)
Ağdırmak :
Bir tarafa eğilim göstermek
Ağnamak :
Yuvarlanmak (hayvanlar için)
Alaz :
Çenesi düşük, geveze
Ame :
Babanın kız kardeşi (hala)
Anaç : Çok
bilmiş küçük çocuk
Aşirma :
Kuyudan su çikarmaya yarayan kova
Batman : 8
kg’lık ağırlık ölçüsü
Berkitmek :
Sağlamlaştırmak
Çabıt :
Bez, kumaş parçası
Cereme :
Ceza, sıkıntı çekmek
Çıhı :
Bohça, Bazı küçük malzemelerin sarıldığı bez parçası
Çinik : 8
kg’lık buğday, arpa, vb. alan ölçü kabı
Çiri çilpi
: Yakacak dal, budak vb.
Deste : Bir
kucak ekin bağı
Dembeser :
Uyuşuk, tembel
Diğren : Üç
dişli tarım aleti
Dingildemek
: Ortalıkta lüzumsuz dolaşmak
Düzen :
Düğünden önce gelin kıza alınan giysi vb. şeyler
Ebe : Nine,
babaanne veya anneanne
Eğdişmek :
Ağız kavgası, tartışmak
Far farı :
Çabuk kızan, sinirli
Ferik :
ikinci eş olarak alinan kadin
Gavuz : İçi
boş arpa, buğday vb. tanesi
Gavurga :
Kavrulmuş nohut bugdayi
Gölük : At,
eşek, katir için kullanilir
Gücün :
Güçlükle, zorlukla
Gönenmek :
Mutlu olmak, hayrını görmek
Gunnamak :
Hayvanların yavrulaması
Güvermek :
Yeşermek, canlanmak
Helik :
Ufak taş parçalari
Her dayim :
Her zaman, sürekli
Kalan :
Artık, bundan sonra
Kavlık :
Bohça, yiyecek sarılan bez
Kele :
Hele, hey manasında
Keven :
Dağda yetişen dikenli ot
Mısmıl :
İyi, noksanı yok
Savatsız :
Cehresiz, suratsız
Sohranma :
Kızgın kızgın söylenme
Soyka :
Ölüden arta kalan elbise
Sümdük : Aç
gözlü, doymaz
Şal :
Kadinlarin beline veya boynuna taktigi kumaş
Tapıklamak
: Birini okşamak
Tengerlek :
Yuvarlak çember
Vanılamak :
Bağırmak, kedilerin miyavlaması
Yaba :
Saman, ot, vb. karıştıran alet
Yadırgama :
Birini yabancı görmek
Yumuş :
Buyruk, bir işi yapma
Zahra :
Hasat sonunda elde edilen mahsül
Zığarcı :
Mızıkcı (Cocuk oyunlarında)
Zıllımak :
Caymak, Vazgeçmek (oyunlarda)
Zopçuk :
Deli tavırlı kız
Yeni
yapılan bir evin penceresine at, köpek kafası veya bir tutam üzellik otu
bağlanarak, nazar değmesinin önleneceğine inanılır.
Baykuşun
öttügü veya kanat çirptigi evde, üzücü bir olayin meydana gelecegine inanilir.
Kulak
çınlamasının, başka bir yerde biri tarafından anıldığının işareti olarak kabul
edilir.
Sağ elin
avcunun kaşınması paranın geleceğine, sol elin avcunun kaşınması paranın
gideceğine işarettir
İki bayram
arasında yapılan nikahın, uğursuzluk getireceğine inanılır.
Bir
kimsenin yolculuğa çıkacağı zaman arkasından su dökülmesi, onun sağ salim
dönmesine vesile olacağına inanılır.
Kapıda
köpek ulumasının pek iyi olmadığına, bazende Allah’ı zikrettiği için iyi
olacağına inanılır.
Gökkuşaginin altindan geçilmesinin, cinsiyet degişimine neden
olabilecegine inanilir.
Yanıklı
ekmek yiyenin para bulacağına inanılır.
Evin
penceresine bir gök kuşu konmuşsa müjdeli bir haber gelecektir.
Hamur
yoğurma sırasında, hamur etrafa sıçrarsa bir misafir gelebilir.
Bir bardak
çay üzerinde küçük çay çöpleri belirirse bir oturmacı gelecektir.
Cam bardak
kırılmasının bazı ufak kazaları önleyeceğine inanılır.
Sağ gözün
seğirmesi hayra, iyiye; sol gözün seğirmesi kötülüğe üzücü olaya yorulur.
f) Bazı
Pratik Çözüm Yolları
Kasabada
bazı bitkilerin hastalıklara karış iyi geleceğine inanılır. Örneğin; Dağda
büyüyen çay otu denen bir bitkinin böbrek ağrılarına iyi geldiği sanılır. Bel
ağrılarına karşı ceviz yaprağı kaynatılarak içilir.
-
Siğillerin yok olması için, İğde budağından yararlanılır. Elinde veya
vücudunun bir yerinde siğil bulunan kişi, bir iğde filizini kırar. İğde filizi
dalında, siğillerde elimde kurusun der.
- Nefes
darlığına karşı ayva yaprağı kaynatılarak içilir.
- Ülsere
karşi, dagda yetişen keven kökü kaynatilarak içilir.
-
Romatizmaya düğdün otu tavsiye edilir.
- Sarılık
hastalığına it dirseğinin iyi geldiğine inanılır.
- Dini
bayramlar Cuma gününe rastlarsa, iğde çubukları camiye getirilir, minbere
konulur ve namazdan sonra hiçbir yere değdirilmeden eve götürülür. Yüksek bir
yere asılan bu çubuklar, at, katır, eşek vb. hayvanların sancılanmasında
kullanılır. Hayvanların vücuduna yavaş yavaş vurularak faydalı olacağına
inanılır.
-
Bağlardaki yazlık, kemer evlere yılan, böcek vb. haşaratın gelmemesi için evin
tavanına iğde budağının asılması tavsiye edilir.
- Bazı
küçük çocukların dilinin altı şişerse buna kurbacık denir. Bu hastalığın
çocuğun boynuna asılan kurşun ve demir parçalarıyla gideceğine
inanılır.
Allah
alnını ak, kalbini pak eylesin
Allah
senesine yılına güle güle yetirsin
Allah el
kapısına kimseyi düşürmesin
Allah
gençlikte ölüm, kocalıkta zulüm vermesin
Atının
ayağına taş değmesin
Dizin dişin
agri görmesin
Er kalkan,
Allah’tan korkan kullardan olasın
Erkek ata
binesin, altın saat takasın
Evinin
barkının dirliği bozulmasın
Kesene
Halil İbrahim bereketi dolsun
Malının
paranın hesabını bilemeyesin
Ömrün uzun,
düğünün güzün olsun
Toprak diye
sarıldığın altın olsun
Toprağı bol
olsun (ölmüşlere)
Veren eller
dert görmesin
Yaramaz
ellere düşmeyesin
Ağzına
burnuna kurt düşsün
Çeleri kal
(Hayvanlar için söylenir)